Stepançikovo Köyü: Çekilmez İki Karakter


Stepançikovo Köyü, Dostoyevski’nin kırsal romanı. Burada şehirli, 5 ruble ile hayatta kalmaya çalışan karakterler yok. Yerine bir taşra konağı var — toprak sahibi bir albay, etrafında dönen akrabalar, hizmetkârlar ve hepsinin üstüne çöreklenmiş bir parazit: Foma Fomiç Opiskin. Yeni bitirmenin gazıyla birkaç kelime karalama gereğini duydum, çünkü Rostanev’e duyduğum kızgınlığı ve Foma’nın sinsiliğini dumanı üstündeyken anlatmak gerekiyordu.
Konu
Hikaye, Sergey adlı anlatıcının dilinden ilerler. Dayısı Yegor İlyiç Rostanev, Sergey’i Stepançikovo köyüne çağırır; roman da onun köye yolculuğuyla başlar. Sergey daha yoldayken konakta tuhaf işler döndüğünü duymaya başlamıştır; köye varınca duyduklarının yarısı bile olmadığını görür. Konakta Albay Rostanev bir tür üst gerçekliğin içine hapsolmuştur: Annesi, evdeki diğer fertler ve hepsinin üstünde Foma, yönetimi tamamen avucuna almıştır. Kendini mühim bir insan, insanlık için büyük işler yapacak biri olarak gören Foma, bu inancı Yegor’a da kabul ettirmiş, evin efendisini kendi vesayetine sokmuştur.
Karakterler
Karakterler bir Dostoyevski klasiği. Ancak ben özellikle Foma ve Yegor üzerinde durmak isterim.
Yegor; hali vakti yerinde, güzel bir konakta oturan, hizmetçileri olan, saygın, entelektüel ve cemiyetçe bilinen bir tiptir. Fakat bir kusuru vardır: Altın bir kalbi vardır. İnsanı sinirlendirecek kadar saf bir karakterdir. Her söylenene inanan mizacı, annesinin tahakkümünden çıkamayışı, dizginleri Foma’ya teslim edişi hep bu saflıktan gelir. Hele bir şey yüce değerler adına istenmişse, Yegor için onu yapmak zorunluluktur. Mışkin’in saflığı okuyucuyu acındırır; Yegor’unki kızdırır — çünkü güçlü pozisyondayken teslim olur, elinde imkân varken kullanmaz.
Bir yerde Yegor temiz kalpliliği nedeniyle beklenmedik bir hareket yapar. Foma, kalabalığın içinde Yegor’un sevdiği kız Nastasya hakkında ileri geri konuşup kızı utandırınca, Yegor öfkelenir ve Foma’yı tuttuğu gibi kapıdan dışarı atar. Foma merdivenlerden yuvarlanır, Yegor onu evden kovar. Şecaat arz etmiştir.
Ama işte Yegor… Kadınların ayılıp bayılmaları, odadakilerin feryatları, dönmesi için yapılan telkinler derken ikna olur; Foma’yı geri getirmek üzere fırtınalı havada eyersiz atına atlayıp peşine düşer.
Foma ise yazarın bile karşısında duygusal davrandığı bir karakterdir — karikatürleştirirken bile elini tutar gibidir. Asalaklığın evrensel temsilcilerindendir. Çevremizde her daim, onun kadar olmasa da Foma’ya benzeyen insanlar olur; kitabı okurken de akla gelen bu oluyor. İnsanlardaki iyi niyeti, saflığı, temizliği kullanarak kendine bir menfaat alanı açan kişiler. Üstelik bunu maddi ya da manevi fark etmeden, değer gözetmeden yapanlar. Foma sıradan bir yancı değil, bir manipülatördür; olduğundan daha yüksek görünen ve bu görünmenin kaymağını sıyıran kişidir.
Silahı, aristokrasinin olmazsa olmazı edebiyat ve ahlaki değerlerdir. Çevresindekilerin damarını iyi yakalamıştır. Uyanıktır, pozisyon değiştirmeyi de iyi bilir. Yegor onu eve getirdikten sonra Nastasya konusunda hata ettiğini itiraf edip Yegor’u Nastasya ile zorla nişanlaması da zekâsına örnektir. Zaten edebiyatı zayıftır; onun zekâsı, bu zayıflığı örtüp büyük işler yapma görüntüsü verebilmesidir.
Üslup
Üslubu, yazarın daha popüler romanlarından biraz farklı. Hiciv, komedi ve melodram unsurları olan bir taşra romanı olduğu için yazar da üslubu buna göre kurmuş. Foma’nın şiir ve ahlak tartışmaları entelimsi görünenlere bir hiciv, evdeki absürt hiyerarşi komedi, kadınların sürekli ayılıp bayılmaları melodrama örnek. Sergey de az değil bu arada; romanın başından sonuna kadar olanı biteni bize alaycı bir bakışla anlatır.
Hülasa
Kitap, yazarın karakterler dünyasına iki armağanını verir: Foma ve Yegor. Ama asıl mesele birinin sinsiliği ya da diğerinin saflığı değil; ikisinin birbirini var etmesidir. Foma olmadan Yegor’un saflığı bir özellik olarak bile görünmez, Yegor olmadan Foma’nın manipülasyonuna yer kalmaz. İlişkileri bir diyalektik örneği adeta. Dostoyevski bize asalağı değil, asalağa alan açan iyi niyeti gösterir. Asalağı bir yere kadar kabul ettirirken, anlamsız iyi niyetin aslında ne kadar çekilmez olduğunu kafamıza çiviyle çakar. Bir Dostoyevski kitabını daha okumuş olarak, iki insan tipini en ince ayrıntısına kadar tanımış oluyoruz — ve aralarındaki o sinir bozucu, kopmaz bağı.

Murat Emre Tiryakioğlu