Stepançikovo Köyü: Çekilmez İki Karakter

Stepançikovo Köyü, Dostoyevski’nin kırsal romanı. Burada şehirli, 5 ruble ile hayatta kalmaya çalışan karakterler yok. Yerine bir taşra konağı var — toprak sahibi bir albay, etrafında dönen akrabalar, hizmetkârlar ve hepsinin üstüne çöreklenmiş bir parazit: Foma Fomiç Opiskin. Yeni bitirmenin gazıyla birkaç kelime karalama gereğini duydum, çünkü Rostanev’e duyduğum kızgınlığı ve Foma’nın sinsiliğini dumanı üstündeyken … Devamını oku

Kurt Kanunu: Bir Tasfiyenin Romanı

Adı en gizemli ve çarpıcı romanlarımızdan biridir. Hatta isimdeki o agresif mistisizm, ilk bakışta daha çok “milli refleks”le yaklaşan okurun dikkatini çeker. Oysa romanın anlattığı şey bambaşkadır.Kurt Kanunu, bir destan değil; yeni bir devrin, Cumhuriyet rejiminin, Şeyh Sait İsyanı sonrasında sertleşen güvenlik anlayışıyla eski düzeni tasfiye edişinin hikâyesidir. Bu yüzden epik değildir. Tam aksine, iç … Devamını oku

Basit Değil, Kısa: Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’i Üzerine

Büyük olaylar anlatmayan ama insan ruhunun en sessiz yerlerine dokunan bir Dostoyevski metni. Beyaz Geceler, basit değil; kısa bir roman. Beyaz Geceler’i ilk okuduğumda, kendimce hafife aldığımı hatırlıyorum. Dostoyevski’den beklediğim ağırlığı bulamamış, hatta kitabı ucuz bir romantik metin gibi görmüştüm. Yıllar sonra yeniden okuyunca, asıl eksikliğin kitapta değil, benim okuma yerimde olduğunu fark ettim.Çünkü kazın … Devamını oku

Bir Yemin Ettik

Şehirleri doldurmaya yemin etmişiz gibi.Evet, bu kadar kararlı bir biçimde köyleri, kasabaları terk edip şehirlere dolmak ancak bir yeminle açıklanabilir. Kimsenin yüksek sesle etmediği ama herkesin içten içe kabul ettiği bir yemin bu. Kapitalin üzerine edilmiş bir yemin.Yemin ettiğimiz için de bozamıyoruz. Çünkü bu yemini yalnızca biz değil, bütün insanlık kutsal ve geri dönüşsüz bir … Devamını oku

Geçmiş Neden Gelecekten Daha Büyük? | Elias Canetti Üzerine Bir Düşünce

Elias Canetti okuyorum bu sıralar.Dili ağır; zaman isteyen, hatta aceleyle değil indirilerek okunması gereken metinlere imza atanlardan. Fotoğraftaki söz de ona ait:“İnsanoğlu, sanki ileride bütün bir geçmişte olduğundan daha çok yer varmış gibi safça bir düşünceyle yaşar.”İlk okuyuşta çivi gibi çakılan bir söz değil.Fakat manasını düşünüp dehlizlerde dolaştıkça, karşımıza mızrakla hakikatleri aklımıza dürten bir nöbetçi … Devamını oku

Gustave Le Bon ve Kitlelerin Psikolojisi: Haklı Olduğu İçin mi Tehlikeli?

Bir pazar sabahı.Kitlelerin Psikolojisi’ne başladım. Gustave Le Bon’un Kitlelerin Psikolojisi, kitle psikolojisi üzerine yazılmış en etkili ve tartışmalı eserlerden biri. Okumadığım kült eserlerdendi. Henüz kitabın başındayım ama ilk dikkatimi çeken şey Le Bon’un yüksek ofansif üslubu oldu.İlk sayfalardan itibaren kitleyi neredeyse başlı başına bir zafiyet olarak ele alıyor. Bireyin kalabalık içinde aklını, iradesini ve ahlaki pusulasını … Devamını oku

İnsan En Çok Kendine Yalan Söyler

İnsan en çok kendine yalan söyler.İddialı bir cümle, kabul. Ama hakikate de oldukça yakın. Aksini iddia edebilecek var mı bilmiyorum; en azından benim elimde böyle bir veri yok.Yalanın ne olduğu ya da neden söylendiği meselesine girmeyeceğim. Binlerce yıllık bir tartışma bu; o kadar insan konuşmuş ama kesin bir yere bağlayamamış. Yine de insanlık, en azından … Devamını oku

Kahramanlık: Hafızanın Cesareti

Tarih hep kahramanlar var etmiştir. Ya da kahramanlar tarihi… Biraz paradoks barındıran bir önerme. Çünkü neyin nerede, nasıl başladığını bilemeyeceğimiz gibi, kahramanlık meselesinin kökenine de tam olarak inebilmiş değiliz.Fakat belki bir fotoğrafını çekebiliriz. Sözlüğe bağlı kalmadan, genelgeçer bir tanımlama yapacak olursak kahramanlık; başkalarının yapmaya çekindiği şeyi, öne çıkarak yapma cesareti gösterme hâli olarak tarif edilebilir. … Devamını oku

İZ BIRAKMADAN GEÇENLER

Son nesil bir kahveciye oturmuş, sokağa bakan cam kenarından tüm kaldırıma hâkimdi. Karton gövdesine plastik kapak geçirilmiş kahvesini ağır ağır yudumluyordu.O anda, mekânın camından uzanan bir el dikkatini böldü: elinde poşetiyle, eskice giyimli bir çocuk, mendil satıyordu. “İstemez,” dedi adam.Ama çocuk duymadı. Çünkü sesi, içerideki lise öğrencilerinin taşan kahkahaları, yan masada iş konuşan iki adamın … Devamını oku

Yağmurla Yağanlar

Kasım sonu artık. Bütün memleket yağmuru, mümkünse gelecek ay kar yağmasını bekliyoruz. Tam da insana dair bir umutla.Yağmur şu an İstanbul’a teşrif etti. İlk mesaisi, ağaç üstünde direnen sarı yaprakları dökmek. Biraz kaldırım yıkamak ve sonra çalışmayan belediyelerin yol çukurlarını doldurmak. Camlara dokunması, çatı ya da tenteleri yumruklaması da bizim gibilere mesaj daha çok. Yağmurla … Devamını oku