Güzel bir deyim vardır bu işle ilgili: “Elde bir sepet, beyaz bir gömlekle kömürlüğe girmek gibidir.” Diye. Noksansızca tam da anlatmış ahvali. Üstte bir beyaz gömlek, kömürlük karasından korunmak, gözetmek gerek kendini.
Her işin kendi doğası vardır, katılırım. Kimi stabildir, kimi dinamik; kimi sorumlu tutar, kimi mevzuat mandasında sorumsuzluğun çimenlerinde uzanır; kimi oradan oraya dolaşır, kimi ömrünü köhne bir odanın cilası atmış mobilyaları arasında geçirir.
Evet, her iş kendi doğasına sahiptir ve bu dünyada her meşrebe göre de iş vardır. Nasıl ki her bitki her toprakta yetişmez; her karakter de her işi yapamaz. Uzun uzun açıklama gayesinde değilim. Acabaları olana, fazla tutkuluya gelmez bu iş.
Hiçbir zaman da gelmemiştir ve gelmemeye devam edecektir. Bu topraklara uygun olmayan kişi de anlamaz çoğu kez. Hatta el arttırıyorum, ben olmadığını anlayabilen görmedim. Ama olmayanların bütün bakım ve ilgiye rağmen kuruyup solduğunu çok gördüm. Maalesef görmeye de devam edeceğim gibi.
İnsanoğlu ömrü boyunca ne çok şey görür. Ve gördüğünün onlarca kat fazlasına da bakar. Baktığı üzerine düşündüğü an görmeye de başlar. Gören dimağ açılır, açıldıkça da daha fazlasını görür. Müdavele kapısının da sıkıntısı şudur ki; önce dimağ açıp gördürür, yıllar geçtikçe de gördüğünüze baktırır. Alışılagelmişliğin karşı konulamaz konforu bünyeyi sarar, ağrılara iyi gelir, psikolojiyi düzeltir, insana kanuni bir şecaat kasketi hediye eder. Ee, nefis bunlara nasıl karşı koysun?
İşte karşı koyamadığı anda da kömürleri görememeye başlar insan.
Hatta gömleğinin beyazını da..
Kalemiye.com kurucusu, Gaziantepli, bir kamu kurumunda memur ve 2012’den beri blog yazarı.