
Mutsuz artık insanlar. Toplu taşımalarda, market reyonlarında, AVM girişlerinde, işte ve güçte… Her yerde aynı yüz ifadesi var. Yorgun, bezgin, aceleci ama yine de hiçbir yere yetişemeyen bir hâl. Tebessüm neredeyse yok; kasvet ise her yerde. Bu durum toplumun belirli bir kesimiyle sınırlı değil—neredeyse hepimiz böyleyiz artık. Güleç mizacı ve neşeyi, her ortamda bir elin parmağını geçmeyecek sayıda insana bırakmışız. Bir de gördüğümüz an dikkatimizi çeken, hemen videoya aldığımız, “ununu elemiş, eleğini asmış” yaşlılar var; hayattan payını almış gibi duran, yüzünde garip bir huzur taşıyan o insanlar.
Bu hâl bence toplumsal bir eksiklik. Salt ekonomik sebeplerle açıklanabilecek bir eksiklik de değil. Sanki içimizde bir yerlerde, fark etmeden bir tadı kaybettik. Hani bir kez uğradığın küçük bir butik restoranda, ömrünün en güzel yemeğini yersin; sonra yıllar boyunca ne kadar iyi yerlere gidersen git, o tadı asla bulamazsın ya… Öyle bir eksiklik bu. Hayatın bir yerinde bıraktık sanki neşeyi, merakı, birbirine sıcak yaklaşmayı.
Kimimiz farkında bile değil, kimimiz farkında ama düzeltemeyeceğini düşünüyor. Belki de kimseye yük olmamak için içimize kapandık; belki “herkes kendi derdine düşmüşken ben mi güleceğim”, belki gelecek kaygısı, belki geçmiş özlemi diye düşündük. Ama galiba şunu unuttuk: Tebessüm bulaşıcıdır. Bir kişinin yüzünde başlar, yanındakine geçer, oradan başkasına… Belki de onu bulmak için gereken tek şey, o ilk kıvılcımı tekrar hatırlamaktır. Yani tebessüm edene saygı duymak.
Kalemiye.com kurucusu, Gaziantepli, bir kamu kurumunda memur ve 2012’den beri blog yazarı.