Kahramanlık: Hafızanın Cesareti

Kahramanlık

Tarih hep kahramanlar var etmiştir. Ya da kahramanlar tarihi… Biraz paradoks barındıran bir önerme. Çünkü neyin nerede, nasıl başladığını bilemeyeceğimiz gibi, kahramanlık meselesinin kökenine de tam olarak inebilmiş değiliz.
Fakat belki bir fotoğrafını çekebiliriz. Sözlüğe bağlı kalmadan, genelgeçer bir tanımlama yapacak olursak kahramanlık; başkalarının yapmaya çekindiği şeyi, öne çıkarak yapma cesareti gösterme hâli olarak tarif edilebilir. Bu tanım, kahramanlığın genel çerçevesine uyuyor gibi durur. Kahramanı diğerlerinden ayıran şey; bazen cahilce, bazen akıllıca ama bütünüyle cesur bir fiili üstlenmesidir.
Truva’dan Davut’a, Dede Korkut hikâyelerinden Che’ye kadar uzanan çizgide hepsinin ortak noktası, yapılamayana kafa tutmalarıdır.
Buraya kadar tamam. Fakat fiilin kaynağı nedir? Farklı amaçlar için aynı fiili göstermenin, aynı motivasyondan doğduğu düşüncesi ilk akla gelen ihtimaldir. Ancak bu genelleme, kahramanlığı —hatta bir gaye uğruna savaş vermeyi— fazlasıyla materyalist ve sıradan bir refleks seviyesine indirgeme riskini taşımaz mı? Eğer kahramanlık temel bir insan refleksi ise, binlerce yıllık insanlık tarihinde nasıl bu denli ulu bir yer edinmiştir?
Belki de kahramanlığı bu kadar yücelten şey, eylemin kendisi değil; o eyleme yüklenen anlamdır. İnsanlık tarihi boyunca kahraman, sadece bir işi yapan değil, o işi anlatılabilir kılan kişi olmuştur.
Bu noktada başka bir soru belirir: Gayeyi basit bir motivasyon güdüsüne indirgemek, anlam dünyasını köreltmez mi? Çünkü anlam, her zaman rasyonel açıklamalara sığmayabilir. Yine de şu gerçek yadsınamaz: Her cesur insan kahraman olmaz; fakat her kahraman, bir anlatının merkezine yerleştirilir.
Kahramanlık, fiilden çok hafızayla ilgilidir. Toplumlar, kendi korkularını ve zaaflarını aşabilmek için içlerinden birini öne çıkarır; ona bakarak “yapılabilir” der. Bu yönüyle kahraman, çoğu zaman kendi cesaretinin değil, başkalarının cesaretsizliğinin ürünüdür.
Gerçeğe bu zaviyeden bakıldığında kahramanlık; toplumun yapılması gerekeni, bireylerin içindeki cesareti uyandırmak için özellikle seçip kadim öğretisine kattığı bir figüre dönüşür. Kahramanın hissesine düşen ise belki de insanın en eski ve en güçlü arzusudur: hep yaşamak ve hiç unutulmamak.

Murat Emre Tiryakioğlu