Şükretmek mi? Bu Hâlimize mi?

Bizlerin boş vakti yok! Bu yüzden de anlam arayışımız eksik biraz. Hayat; akıp geçiyor. Çoğumuz; günlük telaşenin içinde başkası için büyük nimetler olan güzellikleri göremiyoruz. Sabah 07.45’te toplu taşımada oturacak yer kovalarken anlam sorgulayabilecek durumda olmuyoruz. Haliyle şükür de eksik kalıyor gibi.

Bu önermeyi salt bir kadercilik anlayışıyla yapmıyorum. Aksine değiştirmemiz gereken şeyler var bence hepimizin. Öncelikle sistem bize bizde olmayanı arzulama güdüsü pompalıyor. Gün içerisinde muhatap olduğumuz bütün veriler potansiyel olarak arzulayacağımız şeyler oluyor. Alışveriş, yeme içme, gezme.

Bir ara gerçekten kafama takılmıştı. Maslow’un meşhur piramidinde yer verdiği ihtiyaçlar neden en çok reklamı olan şeylerden oluşuyor? Düşünsenize, yeme-içme, barınma, giyinme, cinsellik… Televizyonda, radyoda ya da sosyal medyada en çok reklamı yapılan bunlar. Bizim ise insanlara göstermek istediğimiz bunları elde etmiş şekilde piramidin üst basamakları: mali güç, statü kazanma, kabul görme ve nihayet kendini gerçekleştirme gibi. Sistem bize piramidin en altını pompalarken biz ise piramidin üst kısımlarını göstermek istiyoruz. Şeytani bir farkındalık mı, yoksa insan psikolojisini gerçekten çözmüş bir hibrit kapitalizm mi? Her ikisi de aynı şey ya aslında.

Sistem bizi en çok da kanaatten uzaklaştırıyor. Şükürden yani. Hatta memlekette şükretmeyi öğütmek politik bir önermeye dönüştü. Biri şükret dediği an insanın ister istemez: “Bu halimize mi?” diyesi geliyor. halbuki bizler sistem için birer müşteriyiz, birer tüketici. Kanaat, minimalist yaşam, olmayana hayıflanmamak devrana muhaliflik olacağından işine gelmez ve bizi dışlar. Bu dışlamayı da uzaklarda bir yerde ekranlar başında oturan birileri yapmaz. Oluşan bir gerçeklikle yakınlarımıza yaptırır.

Şükrün politize oluşundan ziyade biraz da insanı durdurmasına bakmamız gerekir bence. İnsanı ister istemez durdurur. Duran insan düşünmeye başlar. Elindekileri düşündüğü nispette anlam atfeder. Eser miktarda bir irfana sahipse de bu anlamlardan değer üretir. Halbuki elindekilere anlam vermeyip hep daha fazlasını kovalayan kişi anlam üretemez. Çünkü vakit ayırmaz. Vaktin çoğu olmayanın arzusuyla cezbeye giren bir hayalle geçer.

Artık herkes farkında. Özellikle de bu yaşadığımız yıllar çok büyük dönüşümlere gebe. Ekonomiden dünya politiğine, üretim mekanizmalarından sosyal ilişkilere her şey dönüşüyor, dönüşecek. Akıllı cihazlar şimdiden çoğu mesleğin ensesinde soluk almaya başladı. Hizmet sektörünün buhar olacağı bir çağa giriyoruz. Üretim sektörü zaten çoktan otomasyon sistemlerine sırtını dayadı. Bilginin dünyanın herhangi bir yerinden ulaşılabilir olduğu günler bu günler. Yarın gereken bilgi için bugünkü kadar uğraşıya da gerek kalmayacak, AI’lar bütün literatürü tarayıp derleyerek önümüze koyuyor. Hem de nasıl istersek! İster akademik makale, ister sade şekilde. (Derlemeci akademisyenlere yazık olacak)

Bu çağda artık hepimiz malumatfuruşuz. Hatta ilgilendiği konuda eskinin insanlarına nazaran bilgili olan sayımız da insanlık tarihinin en yükseğidir. Fakat bir şey eksik ve bu gidişle de tamamlanamayacak: “İrfan”. Evet çağda irfan eksik. Çünkü irfan düşünmenin, yani durmanın, yani anlam vermenin olmadığı yerde yeşermez. Tohum yatağının iyi hazırlanması gerekir. Bizden öncekilerin o boş vakitleri bizde olmadığı için irfanı ıska geçiyoruz.

Iska geçtiğimiz onlarca şeyden sadece biri değil mi?.