İnsana dair ne çok alışkanlık var değil mi? Erteleme de bunlardan biri. Hatta adeta beraber yaşadığımız ve en çok boyun eğdiğimiz alışkanlıklardan. “Dur birazdan yaparız”, “hallederiz ya”, “acelesi yok” kalıplarının dilimize pelesenk olması onun sayesinde. Çok güçlü, çoğunluğumuza etki edebiliyor, dediğini yaptırıyor, hayal ettiğimiz şeye ket vurup öteliyor.
Herkese olur mu bilmem de, ben üşenmeyen insanlara hayranımdır. Kafalarında bir planla hareket ederler. Adeta bir Orta Avrupa disiplini sahibidirler ve bizim Ortadoğu-Akdenizli bünyemizin beceremediği işi zamanında, hatta zamanı gelmeden yapma özelliğine sahiptirler. Öyle yetişmiş ya da yetiştirmişlerdir çok önemli değil de, öz disiplin takdir edilesi kıvamdadır. Hele ki bunların üstüne düştükleri konuda da istidatları var ise başarılı olmamaları mümkün değildir.
Yazma konusunda hiçbir zaman bu disipline insanlar gibi olmadım. Olamayan çok insanın da olduğunu biliyorum. En azından bu yazıyı okuyanlar arasında. Bir disiplin oluşturmayınca akla gelen fikirler de uçup gidiyor haliyle. Bazen en alakasız bir yerde bir keşfiniz olur, hani ilham gelir derler ya o hesap, bir farkındalık veya bir tespit-çözümleme yapmışsınızdır. Onu o an bir yere not almayınca uçup gidiyor. Ben; bu şekilde sanırım binlerce fikri, konuyu, öykü konusunu, tespiti, orijinal karakteri, farkındalığı uçurmuşumdur. Yeni yeni akıl başa geliyor. hiçbir yere onsuz gitmediğimiz çağ araçlarımız var artık. Telefon mesela. Aç not olarak kaydet, kendine mesaj at, sesli kaydet. Üstelik devir adabı muaşerete muhalif olmaktan çıkarılan bir alışkanlığı da kazandırdı bize; bir ortamda, sohbette, anlatıda iken gelen mesajları okumak veya cevaplamak! Kimse gocunmuyor, yüksünmüyor. Gocunacak bir durum da yok, nasılsa çağ hızdan haz alma çağı. Haliyle gelen bir mesaja da dönmek gerek.
Bizim gibilerin bir de şöyle bir özelliği yok mudur? Aylarca eline kalem almaz ya da boş bir Word sayfası açmaz; sonra bir gayret gelir ki kampa girmiş olur. Birkaç gün onlarca sayfa yazmaya kalkışır. bu gayret aslında daima olması gereken bir tempo olması gerekirken arada sırada olduğu için bünyede etkisi “iki yıldır ayağına top değmeden ter atalım kafasıyla halı sahaya gelmiş orta yaş insanının kas ağrıları”ndan hallicedir. Ha bir de, bir gazla harıl harıl yazılan şeylerin tekrar tekrar revizyona ihtiyacı vardır ve zaten arada sırada yazıldığı için o kısım es geçilir.
İşin aslı; erteleme ile ilgili bugün yazma sebebim bir şeyi fark etmem oldu. Biz ertelerken kendimizden yiyoruz aslında. Hayallerimizi, fikirlerimizi, kurmaca dünyamızı, zihnin ince ince kafa yorup işlediklerini erteliyoruz. Kendimizden, kendi heybemiz, sermayemizden yiyoruz. Farkında da değiliz bunun. Çünkü bize düşünmenin yazmaktan daha komplike ve eziyetli olduğu öğretilmemiş, pedagojik gelişimimizde es geçilmiş bu.
Artık ertelemeyeceğim, demeyeceğim. Elbette erteleyeceğim. Herkes gibi. Umarım azaltabiliriz bu alışkanlığı diyelim. Ortada fol yok yumurta yokken neden kendimize eziyet ediyoruz ki? Hayatı ertelemek olur mu? Yaşanmadan geçen yıllar utansın arabeskini yakıştırmamalı insan.
Ertelemeyelim.
Murat Emre
Kalemiye.com kurucusu, Gaziantepli, bir kamu kurumunda memur ve 2012’den beri blog yazarı.